Fakr ve Fakirlik

Her karışından dersler çıkarılması gereken fani dünyada meydana gelmiş ve insanın içindeki soru işaretlerine anlamlı bir ünlem işaretiyle karşılık vermiş olayların paylaşıldığı bir bölüm. Yaşanan hiç bir şey anlamsız sayılamaz diyenlerin bölümü..

Fakr ve Fakirlik

Mesajgönderen Garip. tarih Çrş Eyl 23, 2009 12:43 pm

Derviş'in birine hocası,seyahat vezifesi vermiş.

Huzuruna çağırarak kendisine : '' Buradan Mısır'a kadar yaya olarak gidip döneceksin '' demiş. '' Yollarda,köylerde,şehirlerde, ibret verici hadiseler, harika san'atlar göreceksin. Bu mülkü Allah'ın eserleri olarak düşün ve seyret. Burada öğrendiğin doğruluk yolundan sapma, güle güle git ve hayırlısıyla gel...''

Bu güzel sözlerle uğurlanan Derviş. hocasının elini öperek yola çıkmış. Günlerce yol aldıktan sonra dağlık ve ormanlık bir yerden geçerken başka bir dervişe rastlamış. Rastladığı derviş, onu, içinde barındığı ve bir inziva hayatı yaşadığı mağarasına götürmüş. Avladığı kuşların etinden, ormandan topladığı meyvelerden kendisine ikram edip doyurmuş ve onu bir gece mağarasında misafir etmiş.
Adamın, son derece sade bir hayat yaşadığı belliymiş. O kadar ki,üzerinde bir hırkasından, yerde bir pösteklisinden ve bir su testisiyle çömleğinden başka hiç bir dünya malına sahip değilmiş. Sohbetleri sırasında ev sahibi, misafirinin Mısır'a gitmekte olduğunu öğrenince ondan bir ricada bulunmuş :

'' Filan şehirde falan isminde bir adam vardır.'' demiş. '' Kime sorarsan sana gösterir. Kendisine git, gör ve bana öğütte bulunmasını rica ettiğimi söyle.''
Sabahleyin derviş veda edip yola çıkmış. Nihayet o şehre gelip aradığı adamı sorunca kendisine :
'' O kimse, Mısır'ın Sultanıdır.!! demişler. '' Sen onun yanına giremezsin, ancak cuma günü şu caddede beklersen, onu cuma namazına giderken yolda görebilirsin.''
Adam şaşırmış, fakat söz verdiği için onu beklemeye onunla konuşmaya karar vermiş. Söylenen gün ve yerde beklerken birden sokaklarda bir fevkaledelik hissetmiş. Sağa sola koşuşan zaptiyeler... pencerelere, damlara dolan seyirciler...
Derken uzaktan bir muzıka sesi duyulmuş. Neden sonra ufukta, caddeyi iki taraflı dolduran kalabalığın arasından pırıl pırıl üniformalar giyinmiş, atlarının takımları gümüş ve altınla süslü, sıra sıra bir takım askerlerin geldiğini görmüş. Yanındakilere sorunca bunların, Sultan'ın muhafızları olduğunu öğrenmiş. Muzıka takımı, bölük bölük atlılar ve yaya hizmetkarlar geçtikten sonra nihayet sultan görünmüş.

Sultan, gördüklerinin hepsinden daha haşmetli ve heybetliymiş. Atının, başlığından dizginlerine, eyerinin ve üzengilerine varıncaya kadar bütün takımları som altınla süslüymüş. Zavallı derviş, bu kadar haşmetli birisiyle karşılaşacağını hiç ummadığı için hayretten dona kalmış. Fakat Sultan, tam yanından geçerken bütün cesaretini toplayarak kalabalık arasından sıyrılıp atılmış. Muhafızlar ona engel olmak istemişler, fakat Sultan onu serbest bırakmalarını emretmil.
Böylece, atının yanına kadar sokulan dervişe Sultan sormuş :
'' Kimsiniz ve ne istiyorsunuz?..''
Derviş, kekeleyerek anlatmış :
'' Efendimiz'', demiş. '' Ben garip bir dervişim. Filan yerden geldim, yine oraya döneceğim. Yolda çok fakir bir dervişe rastladım. Adı falan...''
Sultan hemen sözünü kesmiş :
'' HA, evet, tanırım kendisini. Yalnız o, ''fakir bir derviş'' değildir. Henüz fakra erememiştir!..''
Bu cevaptan büsbütün şaşıran devişe, Sultan tekrar sormuş :
'' Peki, ne söyledi o?..
Hayretten dili dolaşan derviş, cevap vermiş :
'' Haşmetlim, kendisine bir öğütte bulunmanızı rica etti. Emrinizi dönüşte ona bildireceğim.''
Sultan :
'' O halde.'' demiş. '' Kendisine söyleyin : Dünyayı terk edip fakrı istesin!.. Dünya malının sevgisini gönlünden atsın!''
Demindenberi hayretten hayrete düşen derviş, hele bu cevaptan sonra o kadar şaşkına dönmüş ki, zorlukla kekelemiş:
'' Fakat... Haşmetlim, siz... Nasıl olur?..''
Sultan, onun sormak istediğini anlayarak cevap vermiş :
'' Evet, benim gibi dünya malı içinde yüzen bir adamın ona bu tavsiyede bulunmasına şaşmakta haklısın. Fakat unutmayın ki, bu dünya malları benim sadece dışımı süslüyor; içimle ilgisi yok. Onu da, halk böyle debdebeli görmeyi arzu ettikleri için yapmak zorundayım. Yoksa bu saltanata karşı içimde en küçük bir bağlılık meyli yoktur. Bu bakımdan ben, hakikatte dünya malına sahip değilim; o malın gerçek sahibinin emanetini kullandığımı bir an bile unutmuyorum. Bu dünya malının varlığına sevinmem, yokuluğunada üzülmem. Halbuki o, böyle değil... Benim dışımda kalan bu dünya malı, onun içinde yaşıyor. Bunlara sahip olma istirasını bir türlü içinden atamıyor... Onun içinde fakra eremiyor... Halbuki asıl olan içimizdeki dünyadır. Dışımızdaki dünyanın maddi mallarını içimizdeki dünyanın manevi mallarıyle değişmek, ne budalalık!.. Onun için kendisine fakrı tavsiye ederim. Fakra ersin ki, yarın benim gibi bu mallara sahip olduğu zaman o malın gerçek sahibi olan gerçek Rabbını unutmasın, emanete hıyanet etmesin ve kendisine bahşedilen altının uşağı değil, efendisi olsun...
Bu Gün Var..! Yarın Yok..!
Garip.
• YeNi MeNZiLiSTaNLı
• YeNi MeNZiLiSTaNLı
 
Mesajlar: 1
Kayıt: Çrş Eyl 23, 2009 10:47 am

Dön ...KISSADAN HİSSELER...

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 0 misafir